Dış Politikada Yeni Bir Çıkmaz mı?

Bir süredir gündemden düşmeyen Libya'da neler yaşanıyor, dış politikada yeni bir çıkmaza mı giriliyor?

Son ayların gündemden düşmeyen konusu Libya, her hafta tarafların herhangi birisinden gelen farklı açıklamalar veyahut sahadaki dengelerin sürekli değişmesine sebep olan yeni askeri ve siyasi gelişmelerin ışığında uzun süredir gündemin üst sıralarındaki yerini korumayı başarıyor. Türk siyasi tarihinin hemen hemen her döneminde mevcut olan dış politik gelişmeleri iç siyasi gelişmelerin iz düşümü olarak görüp, faydalarının veya zararlarının enine boyuna günlük siyasetin gündeminden düşmüyor oluşu Libya meselesinde aynı filmin kendini tekrar etmesiyle değişen fazla da bir şeyin olmadığını bizlere gösteriyor.

Libya’daki gelişmeleri  takip edenler açısından çok şaşırtıcı olmasa da yine de mesajın içeriği ve ilerleyen süreçte yol açabileceği gelişmeler açısından dikkate değer bir gelişme geçtiğimiz günlerde Mısır Cumhurbaşkanı Abdül Fettah el-Sisi tarafından yapılan açıklamaydı. Ülkesinin Libya sınırına yakın bir hava üssünü ziyaret eden el-Sisi, burada askeri birliklere yönelik konuşmasında "Sınırlarımız içinde ya da gerekirse sınırlarımızın ötesinde bir operasyona hazır olun." ifadelerini kullandı. Bu kadar yüksek perdeden verilen bu uyarı niteliğindeki konuşma, Libya'da iç savaşının başladığı 2014 yılından bu yana Hafter’i destekleyen ülkelerden gelen en sert açıklama. Meseleye daha büyük bir pencereden bakabilmek açısından filmi geriye sarıp 2014 yılında döndüğümüzde, Libya’yı 1969 yılından 2011'deki ölümüne kadar demir yumrukla yöneten Kaddafi’nin devrilmesinin ardından bir türlü istikrarı sağlayamayan ve Kaddafi’ye karşı ayaklanan gruplara askeri ve siyasi destek sağlayarak süreci hızlandıran NATO ve Batılı ülkelerin de geçiş sürecinde yeterli desteği sağlamamasından da muzdarip olan zengin petrol yataklarına sahip bu bir zamanların nispeten refah düzeyi yüksek Kuzey Afrika ülkesi, kendisini aradan geçen üç yılın ardından 2014 yılında yeni bir iç savaşın eşiğinde buldu. Çatışmanın bugünkü tarafları bir yanda uluslararası meşruiyeti Birleşmiş Milletler tarafından da tanınmış olan Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), ki yetkisini 2015 yılında bugün hala savaşan taraflar arasında Fas’ın Süheyrat kentinde imzalanan anlaşmaya bağlı olarak o zaman Trablus'da üstlenmiş olan Milli Kurtuluş Hükümeti’nin yetkilerini kendisine devretmesiyle elde etmiş durumda, karşı cephede ise Kaddafi döneminin gözden düşmüş, hayatının Libya İç Savaşı başlayıncaya kadar ki kısmını ABD’de geçirmiş olan ve bu sebeple de çeşitli spekülasyonları da beraberinde getiren Halife Hafter ve emri altındaki Libya Ulusal Ordusu ismi verilen çeşitli milis gruplar ve onların siyasi temsilcisi konumundaki Tobruk şehri merkezli Temsilciler Meclisi ile başkanı Akile Saleh. Türkiye’nin özellikle Kasım 2019’dan beri askeri desteğini yoğun şekilde arttırdığı ve sahaya kapalı kapılar ardından da olsa ve detayları herkesin malumu olmasa da dengeleri değiştiren müdahalesi, çatışmanın seyrinin UMH lehine dönmesine sebep oldu.

Uluslararası aktörlerse başından beri çeşitli şekillerde çarpışan taraflara desteklerini gönderiyolar. Bu konuda Hafter’in destekçileri konumundaki Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ekonomik, siyasi ve askeri desteklerini sunmak konusunda son derece net ve kararlı bir tutum takınıyorlarken, Rusya ise Wagner adlı özel şirket üzerinden Libya’ya göz kırpmakta ve son aylarda ise Suriye üzerinden çeşitli silah sevkiyatları yoluyla Hafter aleyhine değişen dengelerden rahatsızlık duyduğunu göstermekte. Öte taraftan Fransa ise zaman zaman yaptığı Türkiye karşıtı açıklamalar ve diplomatik hamleler ile başından beri Hafter ve Tobruk hükümetinin arkasında durmakta. Trablus merkezli yönetimlere desteğini hiçbir zaman esirgemeyen ama bunu son aylara kadar diplomatik ve ekonomik düzeyde tutan Türkiye ise çatışmanın giderek kızışması ve Libya konusunun giderek Türk kamuoyunun gündemini meşgul etmeye başlamasından çok önce de Hafter kampının meşruiyet ve niyetlerini eleştirmişti. Hatta çeşitli vesilelerle de suçlamalara ve tehditlere de maruz kalmıştı. Fakat Türkiye’nin sahada denge değiştiren bir unsur olarak ortaya çıkması tam da Hafter ve destekçileri Trablus kapılarında 2018 baharında başlattığı operasyonla aylardır UMH’ye diz çöktürmeye çalıştığı zamana denk geldi. Öncelikle BM tarafından tanınan Trablus hükümetiyle Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması anlaşmasının, ardından da bu anlaşmanın ayakta kalabilmesinin tek yolu olan UMH’nin varlığını devam ettirmesini sağlamak amacıyla hayati öneme sahip bir desteğe temel oluşturan askeri iş birliği anlaşmasının imzalanması Türkiye’yi Libya'daki çatışmanın belirleyici unsurlarından biri haline getirdi. Türkiye’nin bu hamlesi kendi dış politika hamleleri açısından çok avantajlı bir konum elde etmesini sağlamışken, karşı tarafta Hafter’i açık veya örtülü destekleyen başta Mısır ve BAE olmak üzere Yunanistan’ın da katılımıyla Türk tarafının Libya ile imzaladığı anlaşmanın kendi kara sularını ihlal ettiği iddiasıyla Libya'da Türkiye karşıtı kampa desteklerini ilan edilmesini getirdi.

İşte bu geniş çerçeve içerisinde Trablus merkezli hükümetin son zamanlarda Türkiye desteğiyle kazandığı başarılar ve savaşın stratejik Cufra askeri üssü ve Sirte kentinde tıkanma emareleri göstermesi, bir taraftan da gerek Kahire Bildirisi ile Mısır tarafına dillendirilen gerekse de Rusya-Türkiye temasları vesilesiyle Moskova tarafından bizzat Ankara'ya iletilen ateşkes planları ve çağrıları, Hafter ve destekçilerinin son dönemdeki geri çekilişinin diplomatik bir izdüşümü olarak okunabilir. Bunun yanında yüksek sesle belirtilen Cufra-Sirte hattının kırmızı çizgi olduğu iddiası önümüzdeki dönemde Türkiye karşıtı kampın Mısır üzerinden çıkışlarla daha agresif bir tutum takınabileceğine ve Ankara’nın da sahada kazandığı avantajı arttırarak korumak ve kurulabilecek bir diplomatik masada sağlam bir yer edinmek için aktif tutumunu devam ettirebileceğine dair emareler gösteriyor. Bu gelişmeler de Libya meselesinin en azından kısa vadede Türkiye’nin gündeminin ön sıralarında yer almaya devam edeceğinin ve dikkatle takip edilmesi gerektiğinin işareti olarak görülebilir.