Konuşma yükleniyor

“Onun için başkanıma bir şey, hani arz edeyim. İlgilenirse de çok memnun oluruz. Başkanım Fatih'te Samatya Hastanesi'nin orada bir yokuşta bir çalışma var. Şimdi ben o yolu çok kullanıyorum, biliyorum.”
Konuşmacı önce Fatih'te Samatya Hastanesi yakınındaki yokuşta süren çalışmanın ambulans yolunu daralttığını söyleyerek hızlandırılmasını istedi. Ardından İBB davasının duruşmalarında tanıkların ve etkin pişmanlıktan yararlananların verdiğini aktardığı ifadeleri özetleyerek belediye yetkilerinin menfaat sağlamak için kullanıldığı iddialarının artık soyut sayılamayacağını söyledi. Nihai hükmü yargının vereceğini belirterek İstanbul'un kaynaklarının hesabının sorulmasının kentlilerin hakkı olduğunu vurguladı.
Evet, Sayın Başkanım, kıymetli meclis üyelerimiz. değerli İstanbullular sizleri saygı, sevgi ve hürmetle selamlıyorum. Başkanım, İSkiyle ben gündeme geçmeden önce, konuşmama geçmeden önce başkanım İSkiyile ilgili bir konuşma oldu. Onun için başkanıma bir şey, hani arz edeyim. İlgilenirse de çok memnun oluruz. Başkanım Fatih'te Samatya Hastanesi'nin orada bir yokuşta bir çalışma var. Şimdi ben o yolu çok kullanıyorum, biliyorum. Orada sürekli özel acilin de girişi orası. ve bundan dolayı aşırı derecede bir yoğunluk oluyor. Orada ambulans yolunun kullandığı, ambulansların kullandığı bir yol var. Eskiden yukarı ve aşağı yani iki tarafta yol olduğu için onu bir tarafa düşürdüler ve ondan dolayı orada
gerçekten vatandaşlarımız çok ağır bir hani zahmet çekiyorlar. Bununla ilgilenirseniz çünkü onun hızlandırılması anlamında bence değerli. Çünkü gerçekten orada bir mağduriyet var. İyi şimdiden teşekkür ediyorum. Evet arkadaşlar galiba bu ayın son konuşmacısı benim. güzel bir meclis haftası geçirdik. Aldığımız kararlar Sultan Beyimize hayırlı olsun. bu aya özel günlerden bahsedildi ama bence hani İstanbul etkileri anlamında da eğitim öğretim yılının başlaması amacıyla ben de öğrencilerimize, öğretmenlerimize, velilerimize, eğitim camiamızın tamamına başarılı, huzurlu bir eğitim yılı diliyorum.
tabii sadece e okullarda eğitim yılı başlamasıyla birlikte Sultan e Sultan Beydi eğitim başlamasıyla birlikte İstanbul Büyükşehir Meclisimizde de bir sezona başlamış olduk. Çalışmalara başladık. Maşallah bu ayda bayağı yoğun bir çalışma sürecini tamamlamış olacağız inşallah. Tabii bizler bu eğitim yılının başlaması ile birlikte başladığımız bir sezonda bu sezonda bizler tabii meclis üyeleri olarak üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.
İstanbul'un sorunlarını İstanbul'un çözümlerini aklımızdaki plan ve projeleri dile getirmeye devam edeceğiz. Özellikle ve özellikle İstanbul'un hakkını hukukunu korumaya bugüne bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da devam edeceğiz. Bugün de üzerinde duracağım konu tam olarak da İstanbul'nun hakkı, kamu kaynakları ve kamu gücünün nasıl kullanıldığına ilişkin olacaktır.
Hepimizin yakından takip ettiği yargılama ilerledikçe iddianamede ileri sürülen ve uzun süredir soyut olduğu söylenerek itibarsızlaştırılmaya çalışılan iddiaların duruşmalarda verilen ayrıntılı beyanlarla birlikte nasıl somut olaylara dönüştüğünü açıklık açıkça görmeye başladık. Farklı kişilerin mahkeme huzurunda anlattıkları, verdikleri isimler, açıkladıkları rakamlar ve belediye işlemleriyle kurdukları bağlantılar yan yana getirildiğinde iddia edilen yapının nasıl işlediğine ve yıllar içerisinde nasıl kirli bir menfaat ağı oluşturduğuna dair çok ciddi bir tabloyla karşı karşıyayız.
Ortaya konulan beyanlara ve delillere göre bu ilişkanın en dikkat çekici taraflarından biri münferit eylemlerden e birkaç münferit eylemden ve para alışverişinden ibaret olmamasıdır. Aksine kamunun kaynaklarının, belediyenin ekonomik gücünün ruhsat, iskan, imar, ihale, hak ediş, denetim, yatırım gibi son derece önemli kamu yetkilerinin bu sistemin araçları haline getirilmiş olmasıdır. anlatılanlardan, iş insanlarının belediyeye ihtiyaç duyduğu noktaların tespit edildiği, bu ihtiyaçların bir baskı ve pazarlık unsuruna dönüştürüldüğü ve karşılığında astronomik rakamlara ulaşan para, taşınmaz ve çeşitli menfaatler talep edildiği tek tek duruşmalarda dile
getirilmektedir. İşte bugün artık karşımızda yalnızca iddialar değil, farklı kişilerin beyanlarıyla parçaları bir araya gelen, nasıl çalıştığı ve hangi kamu gücünün hangi amaçla kullanıldığı anlaşılan bir sistem olduğu gerçeğidir. Bakınız, Ertan Yıldız davanın 69. oturumunda mahkeme huzuruna çıkmış ve oldukça ayrıntılı beyanlarda bulunmuştur. Ertan Yıldız herhangi bir iş insanı değildir. Ekrem İimoğlu'nun başkan danışmanlığını yapmış.
İBB iştiraklerinden sorumlu görevlerde bulunmuş Kiptaş ve İstanbul Yönetim AŞ gibi şirketlerde yöneticilik yapmış yani belediyenin belediye yönetiminin doğrudan içinde yer almış bir isim. Aynı zamanda bu mecliste de görev yapmış bir arkadaşımız. Ertan Yıldız etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadelerde, ifadeler nedeniyle kamuoyunda çok ağır biçimde eleştirdiğini söyleyerek savunmasına başlıyor. Pişmanlar kralı dediler, pişmancık dediler, kaçar dediler.
Hakikatleri söylemek için huzurunuzdayım." diyerek savunmasına başlıyor. Mahkeme başkanı kendisine yetkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadelerin doğru olup olup olmadığını sorduğunda ise yıldız açıkça doğrudur, tamamen arkasındayım diyor ve ardından dosya açısından son derece önemli bir tarif yapıyor. Mahkeme başkanı soruyor nedir sistem? Yıldız cevap veriyor. Kaynak yaratmak için kurulan bir yapı.
Medya, Ayşe, Cebeci. Herhalde bunlardan yararlanmak için devam ediyor. Mahkeme başkanı başka bir soru daha soruyor. Ne için kaynak yaratma? Yıldız kişisel zenginleşme siyaset içindir. Ben bu şekilde olduğunu düşünüyorum." diyerek devam ediyor. Dahası Ertan Yıldız zaman içerisinde Ekrem İimoğlu'nun kendisine dışarıdan finans kaynakları oluşturulduğunu söylüyor. Hatta kendisinin de yani kendi cümlesiyle söyleyeyim beni de o sistemin içerisine sokmaya çalıştılar. ancak reddettiğini belirtiyor. Yıldız'ın anlatımına göre bu yapının tek bir gelir kalemi ve faaliyet alanında bulunmuyor. İhaleler var, medya aş var, cebeci maden bölgesi var, belediye iştirakleri var ve bunların yanında farklı para hareketlerinden de
söz ediyor. Örneğin Yıldız eski bir milletvekilinin 1.2 milyon dolar getirdiğini ve bu parayı Saraçhanede Fatih Keleş'e teslim ettiğini ileri sürüyor. Bu iddianın tamamen arkasında olduğunu söyleyen Yıldız, Ekremoğlu'nun da söz konusu para hareketinden haberdar olduğunu açık açık belirtiyor. Yıldızın en dikkat çekici iddialarından biri de Cebeci Maden Bölgesine ilişkin. Yıldızın anlatımına göre İSfalt tarafından yürütülen süreçte yaklaşık 170.000 ton harfiyat için izin alınmasına rağmen Güney Cebeci bölgesinde yıllar içerisinde yaklaşık 185 milyon ton harfiyat dökülmüştür.
Yıldız bu harfiyatın resmi prosedürle yapılması halinde ISTAçın yüz milyonlarca dolar gelir elde edebileceğini ancak şirketin yıllarca bu gelirden mahrum bırakıldığını belirtiyor. Yani Yıldız Cebece anlatımında mesele sadece küçük kaçak döküm iddiası değil. Asıl iddiası belediyeye, belediye iştiraklerine yani İstanbul'un İstanbul'a gelir olarak gereken çok büyük bir ekonomik değerin başka bir alana yönlendirildiğidir. Fakat burada savunmanın da çok önemli bir sorusu bulunmaktadır. Ekremmoğlu çapraz sorguda yıldızda kendisinin yıllarca iştiraklerden sorumlu görevlerde bulunduğunu hatırlatarak böyle büyük bir kaçak dökümden neden o dönemde söz
etmediğini soruyor. Ekrem İmimoğlu'nun itirazı şu: 3 yıl boyunca böyle bir kaçak döküm var diye senin ağzından tek bir cümle duymadım. Yıldız'ın buna verdiği cevap ise son derece net. Zaten bu işin başında siz vardınız. Ben size neyi söyleyeceğim? Ertan Yıldız kendisine örgüt var mı diye sordu sorulduğunda örgüt nitelendirilmesinin mahkemenin işi olduğunu söylüyor ancak devamında ekliyor. Ben az önce bir yapının olduğunu ve bu yapıyla ilgili bildiklerimi anlattım. Yani yıldızın iddiası açık, ortada yalnızca tek tek kişiler arasında gerçekleşmiş bağımsız hadiseler olmadığı, farklı alanda kaynak oluşturmayı hedefleyen bir sistem bulunduğudur. İşte Ertan Yıldız'ın bu beyanları dosyadaki diğer iş insanları
anlatımlarından farklı bir yerde oturuyor. Çünkü diğer iş insanları belli olayları, para taleplerini ve belediye işlemlerini anlatırken yıldız bunları belediye yönetimin içerisinden bakarak daha geniş bir çerçevede izah ediyor. Ertan Yıldız'ın anlatımlarından sonra yine duruşmada dinlenen Cemal Üneş'in mahkeme huzurunda beyanlarına bakalım. Cemal Üneş Ekrem Ekrem İmamoğlu ile mahkeme salonunda doğrudan karşı karşıya geliyor ve söz konusu para talebi İmamoğlu'nun soruları üzerine yüz yüde tartışılıyor. İmamoğlu Cemal Üneş'e geçmişte aralarında yaşanan görüşmeyi hatırlatarak, "Ben de sana dedim ki, 500.000 L vereceksin, doğru mu?" diye soru yöneltiyor. Cemal Üneş ise cevabında Mehmet Çakılcıoğlu'na
yönlendirildiğini belirtiyor ve ardından son derece dikkat çekici bir ifade kullanıyor. 5 senet yaptık. Üneş'in mahkeme huzurunda anlatımına göre belediyede devam eden işlemleri sırasında kendisinden 500.000 1000 lira talep ediliyor. Bu tutarın nakit olarak ödeyemeyeceğini söylemesinin ardından Mehmet Çakılcıoğlu'na yönlendiriliyor ve söz konusu bedel için beş ayrı senet düzenleniyor. Şimdi burada yalnızca 500.000 liralık rakama bakmayalım. Asıl dikkat edilmesi gereken mahkeme salonunda doğrudan taraf tarafların karşı karşıya geldiği bu ilişkinin niteliğidir. Bir tarafta belediyede sonuçlanmasını beklediği işlemi bulunan bir iş insanı var. Diğer tarafta o işlemi sonuçlandırabilecek belediye iradesi var ve bu ilişkinin
içerisinde bir anda 500.000 liralık para talebi ve beş ayrı senet çıkıyor. Üstelik bu beyanların farklı bir ağırlığı daha var. Üneş söz konusu süreci mahkeme salonunda Ekrem İmoğlu ile tartışıyor. Ekrem İmoğlu'nun sorduğu doğrudan soruları karşısında anlatıyor ve senetleri düzenlendiğini yüzüne karşı beyan ediyor. Bir de Adem Soytekin'in mahkeme huzurunda verdiği şu beyanlara dikkat edelim. Mahkeme başkanı Soytekin'e ifadesinde geçen 1,5 milyon doları soruyor. Nedir o? Soytekin cevap veriyor. Ali Kurt'a gönderdiğimiz para.
Başkan bu soruyu daha açık soruyor. Ne için gönderdiğiniz para? Adem Soytekin'in cevabı ise son derece net. Rüşvet, rüşvet başkanım. Soytekin mahkeme huzurunda 1,5 milyon dolarlık para transferinden bahsediyor. Paranın gönderildiğini söylediği kişiyi tanımlıyor ve mahkeme başkanının bu parayı ne için gönderildi sorusuna tereddütsüz şekil tereddütsüz şekilde rüşvet cevabını veriyor. Üstelik sosü gönderildiğini söylediği isim de İBB'nin önemli iştiraklerinden Çiptaş'ın eski genel müdürü. Dolayısıyla burada üç husus karşımıza çıkıyor. Paranın miktarı belli, paranın gönderildiği kişi belli ve parayı gönderdiğini söyleyen kişinin bu paranın niteliğine ilişkin mahkeme
mahkeme huzurunda tanımlaması da belli. Rüşvet. Dahası soytekin anlatımı 1,5 milyon dolarlık bu para ile para hareketi ile sınırlı kalmıyor. Sisteme aktarıldığı iddia edilen paralara ilişkin bir başka olay da Vadii İstanbul İET projesi üzerinden karşımıza çıkıyor. Adem Soytek'in Ali Kurt ile aralarında geçtiğini söylediği görüşmede ihaleyi alan müteahit üzerinden %7 oranında bir payın aktarılacağının konuşulduğunu mahkeme huzurunda anlatıyor. Yani bu kez karşımıza yalnızca sabit bir para hareketinden değil, birişim veya ihale bedelinin belli bir yüzdesi üzerinden hesaplandığı ileri sürülen ekonomik bir menfaat çıkıyor. Soytekin bu yöntem bu yönteme karşı çıktığında Ekrem'in Momoğlundan geldiğini ileri sürdüğü
talimatlarla susturulduğunu da beyan ediyor. Dolayısıyla soyut hekimin anlatımının yalnızca para verildiği iddiası bulunmuyor. paranın kimlere aktarıldığı, hangi oranlar üzerinden hesaplandığı ve bu uygulamaya karşı çıktığında nasıl bir müdahale ile karşılaşıldığına da ilişkin de ayrıntılar yer alıyor ve bütün bunların yalnızca sözlü anlatım olarak da kaldığını da söylemiyor. Soytek'in anlattığı para hareketlerinin dekontlarını mahkemeye sunduğunu da ifadesinde belirtiyor. Bir çarpıcı beyan ise iş insanı Mustafa Keleş'ten geliyor.
Üstelik Keleş mahkeme salonunda Ekrem İimoğlu ile yüz yüze geliyor ve aşamalardaki beyanlarını doğrudan İmamoğlu'nun karşısında tekrarlıyor. Mustafa Keleş, Beylikdüz'ndeki deniz İstanbul projesinin yapımı sırasında İmamoğlu'nun kendisinden bir ville istediğini ve maliyetini verebileceğini söylediğinde ise İmamoğlu'nun buna tepki gösterdiğini anlatıyor. Duruşmada İmamoğlu bu iddiayı kesin bir dille reddedip Keleş'e iftira atmakla suçluyor. Keleş de geri adım atmıyor ve İmamoğlu'na doğrudan villa isteyip de onu da şu adamın üzerine tapı yapacaksın dedin mi demedin mi diye soruyor.
Durum değerli Keleş Ben kendi konuşmamı yapıyorum. Ben yapıyorum. Yapıyorum. Keleş. Keleş ise geri adım atmıyor. İmamoğluna orayı okudum. Ancak asıl dikkat çekici olan bundan sonra yaşadığını ileri sürülenlerdir. Keleş aralarındaki ilişkinin bozulmasının Deniz İstanbul projesine de yansıdığını ve inşaat ruhsatlarının uzun süre verilmediğini söylüyor. Oğlu Fuat Keleş'in beyanına göre ise ruhsat sorununun çözümlenmesi için Fatih Keleş kendisinden 1 milyon dolar talep ediyor ve bu para farklı tarihlerde elden ödeniyor. Fuat Keleş bu parayı neden verdiğini son derece açık
bir şekilde belirtiyor. Belediyenin vermek zorunda oldukları ruhsat sürecini daha fazla uzatmamaları, beni daha fazla zarara uğratmamaları için vermek zorunda kaldım." diyor. Mahkeme huzurunda anlatılan bu ifadelere baktığımızda iş insanları yaşadıklarını, kimlerle görüştüklerini, kendilerinden ne istediğini, hangi paraları ve taşınmazları verdiklerini, projeleri, işleyişi, istenilen oranları zaman ve mekan olgusu da dahil delilleriyle birlikte mahkeme huzurunda anlatıyor. Belediyenin içerisinde yıllarca görev yapmış isimler çıkıyor.
Bir sistemden, bir kaynak yaratma yapısından söz ediyor. farklı kişiler, farklı projeler, farklı belediye yetkileri üzerinden benzer nitelikte tekrarlanan iddialarla anlatılan mekanizmanın dönüp dolaşıp aynı noktaya geldiğini yani belediyenin kamu gücünün ekonomik menfaat sağlamak amacıyla kullanıldığı ortaya çıkıyor. Netice itibariyle ortada bir şey yok. Bundan sonra bunların hepsi soyut iddia diyerek artık bu dosyanın içinden çıkılması mümkün değil. Bugün gelinen noktada somut bir gerçek var. Bu iddialar artık soyut denilece denilerek bir kenara atılabilecek iddialar değil arkadaşlar.
Değerli arkadaşlarım sözlerimi tamamlarken son bir hususa da dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Soruşturmanın başından itibaren özellikle dünün CHP'li bugün yeni partileri algı oluşturmak ve meseleyi sulandırmak için birkaç kavram ürettiler. Nedir onlar? Efendim neymiş? Dosyanın içi boşmuş. Operasyonlar siyasiymiş. Yukarıda mahkeme huzurunda özetlediğim diyaloglarda geçen isimlerin kimler olduğuna lütfen dikkatlice bakın arkadaşlar. Ertan Yıldız, Cemal Üneş, Mustafa Keleş, Fuat Keleş, Adem Soytekin. Bu isimlerin yanına birçok daha isim konulabileceğini, konulabileceğimizi siz de çok iyi biliyorsunuz. Peki bu arkadaşlar kim?
Kimi Ekrem İmamoğlu'nun yol arkadaşı, kimi iş arkadaşı, kimi ortağı, kimi de üst düzey yönetici pozisyonunda çalışan yakın çalışma arkadaşı. Tüm tüm bu eylemleri birlikte yaptık diyen bu kişi bu kadar kişiye rağmen nasıl olur da bu operasyonlar siyasidir? Dosyanın içi boştur bu saatten sonra diyebilirsiniz. Bunda da büyük bir soru işareti var.
Mahkeme yargılama sonunda bu iddiaların doğru olduğuna hükmederse bunun adı yalnızca birkaç kişinin bir suça karıştığı olmayacaktır. Bunun anlamı çok daha ağırdır. İstanbul'un belediye kaynaklarının kaynaklarının bir menfaat ağı içerisinde sistem için kullanılmış olması anlamına gelecektir. İstanbul'un bak metni ben yazdım. Hiçbir tane hüküm vermiyorum. Anlatılanlar üzerinde anlatılmak isteyenleri sadece dile getiriyorum. İstanbul'un kaynakları İstanbul'nundur. İstanbul'un belediyesi hiç kimsenin siyasi kariyerinin finansman aracı, bir hiçbir grubun para
toplama merkezi, hiçbir yapının şahsi kasası olmaz. Olamaz. İşte bugün beraber sormamız gereken soru da budur. Yıllarca İstanbul'u yönetiyoruz diyenler İstanbul'u gerçekten İstanbullular için mi yönettiler yoksa bugün mahkeme salonlarında birinci ağızdan anlatılan bir sistem için mi? Elbette bütün bu beyanların delillerini, hukuki değerini tartışacak ve niya hükmü verecek olan bağımsız Türk yargısıdır. Ancak bu soruların cevabını öğrenmek, hesabını sormak, İstanbul'un her kuruşunu takip etmek de 16 milyon İstanbul'un hakkıdır.
Saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ediyorum arkadaşlar.